İran gerçekten Arap ülkelerini mi bombalıyor?
Son günlerde Türk medyasında bazı Türk devlet yetkililerinin İran’ı eleştirdiği, özellikle de çevresindeki Arap ülkelerine yönelik saldırıları kınadığı yönünde yorumlar yapılıyor. Hatta bazı medya organlarında bu tutuma güçlü destek verildiğini görüyoruz.
“İran neden Arap ülkelerini bombalıyor?” şeklinde sorular soruluyor.
Arkadaşlar, öncelikle şu gerçeği bilmek gerekir: İran o ülkeleri bombalamıyor. Bugün İran’ın doğrudan savaştığı iki ülke vardır: İsrail ve Amerika. İran’ın hedef aldığı yerler de bu iki ülkenin o bölgelerdeki askeri üsleridir.
Peki İran neden bu üsleri hedef alıyor? İran aklını mı kaybetti de çevresindeki ülkeleri karşısına almak istesin? Elbette mesele bu kadar basit değil.
Birincisi, İran şu anda kendisine saldırmış, en üst düzey yetkililerini ve dini otoritesini hedef alarak öldürmüş iki ülkeyle savaşmaktadır. İran bu ülkelere füze gönderdiğinde bile, Arap ülkelerinde bulunan Amerikan üsleri tarafından bu füzeler engellenmektedir. Hatta İran’a yönelik bazı saldırılar da yine bu ülkelerdeki Amerikan üslerinden gerçekleştirilmektedir.
Dolayısıyla İran’ın İsrail ve Amerika ile savaşabilmesi için, öncelikle Müslüman ülkelerde bulunan ve bu saldırılara imkân sağlayan Amerikan üslerini etkisiz hale getirmesi gerekmektedir. İran, Amerika ile daha adil bir şekilde mücadele edebilmek için kendisine karşı kullanılan bu askeri üsleri hedef almaktadır.
İkincisi, eğer başka bir ülkenin topraklarında bulunan ve kendisine saldırı yapılan askeri üsleri vurmak yanlışsa, o zaman Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta PKK ile mücadele kapsamında yaptığı askeri operasyonları da aynı şekilde sorgulamak gerekir. Türkiye bu operasyonları yaparken “orada terör örgütleri var ve bu örgütler Türkiye’ye saldırıyor” gerekçesini göstermiştir. Bu nedenle Türkiye’nin neden komşu ülkelerde operasyon yaptığı sorgulanmadıysa, aynı mantığın burada da anlaşılması gerekir.
Demek ki bazı durumlarda devletler kendi vatandaşlarını ve topraklarını korumak için kendilerini savunma amacıyla bu tür askeri adımlar atabilirler.
Şunu da düşünmek gerekir: Eğer Türkiye’de 170 kız çocuğunun bulunduğu bir okul bombalansaydı, hastaneler vurulsaydı, Türkiye “füze nereden geldi, hangi ülke engelledi” diye bekler miydi? Elbette hayır. Türkiye de kendisini savunur ve gerekli gördüğü askeri adımları atardı.
Kaldı ki sadece İran’dan geldiği belli olmayan bir füzenin parçasının Türkiye’ye düşmesi bile Türkiye’nin bazı tepkiler göstermesine sebep olmuştu. Düşünün ki bir tane değil, onlarca füze farklı yerlere isabet etmiş olsaydı tepki ne olurdu? Elbette çok daha sert olurdu. Yanlışlıkla düşmüş bir füze parçası ya da provokatif amaçla düşürülmüş bir füze başka bir konudur. Bunlar kışkırtıcı durumlar olabilir. Ancak doğrudan saldırılar karşısında her devlet kendini savunma hakkını kullanır.
Azerbaycan konusuna da değinmeden geçmek istemiyorum. Nahçıvan bölgesine düşen bir füzenin İran’dan gelmiş olma ihtimali üzerine Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev çok sert bir tepki gösterdi. Hatta bir devlet yetkilisinin ağzına yakışmayacak derecede sert ifadeler kullanarak İran’ı suçladı ve gerekli adımları atacağını söyledi.
Ancak daha sonra bu füzenin İran’dan değil, İsrail’den gelmiş olabileceği ortaya çıkınca aynı sertlikte bir tepkiyi göremedik. Bu durumda şu soruyu sormak gerekir: Eğer füze İran’dan gelmiş olsaydı bu kadar sert tepki veriliyorsa, neden aynı tepki İsrail’e gösterilmedi? Neden İran söz konusu olduğunda birçok kişi birden aslan kesilirken, İsrail ve Amerika söz konusu olduğunda aynı cesur tepkiler görülmüyor?
Bugün geldiğimiz noktada İran’ın İsrail ve Amerika’ya karşı neredeyse tek başına mücadele ettiğini görüyoruz. Çevredeki ülkelerin en azından insani anlamda destek göstermesi beklenirdi. Örneğin İran’a gıda ve sağlık malzemeleri gönderilebilir, bombalanan yerlere yardım ekipleri gönderilebilir, hayatını kaybeden insanların ailelerine destek olunabilirdi.
Ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum ancak bazı haberlerde Çin’in hayatını kaybeden çocukların ailelerine 200 bin dolar yardım yapacağını söylediği ifade edildi. Eğer bu doğruysa, benzer insani yardımların diğer ülkeler tarafından da yapılması beklenir.
Son olarak şunu da söylemek gerekir: Türk devlet yetkililerinden farklı düşünmek Türkiye düşmanlığı ya da devlet düşmanlığı anlamına gelmez. Bir televizyon programında davet edilen bir yorumcu bu eleştirileri “devlet düşmanlığı” gibi göstermeye çalıştı. Bu yaklaşım son derece yanlış ve provokatif bir yaklaşımdır.
Devlet yetkilileri diplomasi gereği farklı açıklamalar yapabilirler. Hatta zaman zaman hata da yapabilirler. Devletin hata yapmayacağına dair bir kural yoktur. Halk olarak bizler de gerektiğinde eleştiri yapabilir, soru sorabilir ve düşüncelerimizi ifade edebiliriz.
Umarız ki bu savaş bir an önce sona erer ve bölgede daha fazla insanın hayatını kaybetmesine sebep olacak gelişmeler yaşanmaz.
